Zihnimiz bugünlerde, rüzgârlı bir günde açık kalmış bir pencere gibi; her taraftan bir şeyler içeri sızıyor, perdeler uçuşuyor ve içerideki sessizlik sürekli bozuluyor. Sabah gözümüzü açtığımız andan itibaren başlayan bu yoğun gürültüde, aslında en çok kendimizi duyma yetimizi kaybediyoruz. Oysa hayat, sadece hızlı koşanların değil, nerede durup bakacağını bilenlerin daha derin hissettiği bir yolculuktur.


Bölünmüş Zihinlerin Yorgunluğu


Birçoğumuz aynı anda birden fazla işe yetişmeye çalışmanın verimlilik olduğuna inandırıldık. Bir yandan mesajlara cevap verip diğer yandan önemli bir raporu okumaya çalışırken, aslında zihnimizde görünmez bir yorgunluk biriktiriyoruz. Zihin, bir çiçekten diğerine sürekli uçan bir arı gibi yorulduğunda, hiçbir çiçeğin özüne tam olarak nüfuz edemez hâle gelir. Bilimsel olarak “zihinsel vites değişimi” diyebileceğimiz bu durum, her defasında enerjimizden büyük bir parça çalar. Gün sonunda hissettiğimiz o yoğun bitkinliğin sebebi fiziksel yorgunluk değil, parçalara ayrılmış dikkatimizdir.


Derinlerdeki Hazine


Gerçekten değer katan her şey, yüzeyin altındadır. İyi bir yazı, etkileyici bir çözüm veya karmaşık bir sorunun yanıtı; ancak zihnin dış dünyayla bağını kesip kendi derinliklerine daldığı o “sessiz odada” şekillenir. Bu derinliğe ulaşmak, modern dünyanın karmaşasına karşı verilmiş en asil karardır. Dikkati tek bir noktada toplamak, dağılmış bir ışığı mercekle tek bir noktaya odaklayıp ateş yakmaya benzer; o odak sağlandığında, çözülemeyecek sandığımız düğümler kendiliğinden çözülür.


Sessizliğin ve Durgunluğun İyileştirici Gücü


Boş kalan her saniyeyi bir ekranla doldurma telaşımız, aslında en büyük ilham kaynağımızı kurutuyor. Zihnin hiçbir şeyle meşgul olmadığı o “boşluk” anları, sanılanın aksine zaman kaybı değildir. O anlar, düşüncelerin berraklaştığı, taşların yerine oturduğu ve en parlak fikirlerin ortaya çıktığı demlenme süreleridir. Kendi sessizliğimizden korkmadığımızda, dışarıdaki gürültüyü yönetme gücünü de elimize alırız.


Bir Seçim Olarak Odaklanmak


Odaklanmak, sadece bir şeyi yapmak değildir; o an hayatımızda olmaması gereken yüzlerce gereksiz uyaranı nazikçe kapının dışında bırakabilmektir. Bu, kendimize duyduğumuz saygının bir göstergesidir. Zamanımızı ve dikkatimizi kime veya neye vereceğimizi biz seçmediğimizde, dünya bu seçimi bizim adımıza yapar.


Hayatın hızı içinde kaybolmak yerine, dümene yeniden geçmek mümkün. Bugün, sadece bir saatliğine bile olsa, dünyayı sessize alın. Sadece yaptığınız işin, okuduğunuz kitabın ya da yudumladığınız kahvenin içinde olun. Göreceksiniz ki, dikkatimiz geri döndüğünde, hayatın renkleri de hiç olmadığı kadar netleşecek.