🌟 Bilgi Paylaştıkça Çoğalır! En güncel içerikler için bizi takip edin. 📚 Yeni yazılarımızı kaçırmayın! ✨ Her gün yeni içerikler ekleniyor. 🌟 Bilgi Paylaştıkça Çoğalır! En güncel içerikler için bizi takip edin. 📚 Yeni yazılarımızı kaçırmayın! ✨ Her gün yeni içerikler ekleniyor.

Aramak istediğiniz içeriği yazın

Tuğba Demirel

Tuğba Demirel

Doğrulanmış Yazar
13 Yazı
614 Okunma
0 Yorum

MÜSAİTSEN KENDİME GELDİM

Genelde başkalarının kapısını çalarken sorarız bu soruyu: “Müsait misin?” Oysa her gün onlarca işi, yüzlerce bildirimi ve binlerce düşünceyi zihnimizde ağırlarken, en çok ihmal ettiğimiz misafiri, yani kendimizi kapıda unuturuz. Bugün bir değişiklik yapalım; dışarının gürültüsünü biraz kısıp kendi kapımızı çalalım. Hu hu, ben geldim!

Sessizliğin İlk Adımı

Birçok kişi içsel dinginliğe ulaşmayı zihni tamamen susturmak sanıyor ve başaramadığını hissedince vazgeçiyor. Oysa bu yolculuk bir zihin savaşı değil; o karmaşanın ortasında kendine sakin bir köşe bulma becerisidir.

Zihnini uçsuz bucaksız bir gökyüzü gibi hayal et. Gelip geçen düşünceler ise sadece o gökyüzündeki bulutlardır. Bazıları kara ve fırtınalı, bazıları ise hafif ve bembeyaz. Esas mesele; senin o gelip geçici bulutlardan ibaret olmadığını, aksine tüm o bulutları kapsayan, sarsılmaz ve derin gökyüzünün kendisi olduğunu hatırlamandır. Bulutlar dağılır, rüzgâr yön değiştirir ama gökyüzü her zaman oradadır.

Yaşamın Ritmini Duymak

Hayatı yaşanması gereken bir görevler dizisi olarak gördüğümüzde, yaşamın kendisini kaçırıyoruz. Oysa hayat, sadece şu anın içine gizlenmiş küçük mucizelerden oluşur. Gerçek bir varoluş; kahveyi yudumlarken zihnin başka bir randevuda olması değil, o sıcaklığı ve rayihayı tüm varlığınla hissetmektir. Rüzgâr tenine değdiğinde onu sadece bir hava akımı olarak değil, yaşamın sana nazik bir dokunuşu olarak fark etmektir. Bir çiçeğe bakarken sadece rengini görmek değil, onun sessizce var oluşuna tanıklık etmektir.

Hayatı otomatik pilottan çıkarıp kalbin ritmine ayarladığında, aslında hiçbir yere yetişmek zorunda olmadığını anlarsın. Çünkü yaşam, varılacak bir durak değil; o duraklar arasında attığın her bir adımdır.

Neden İçimize Dönmeliyiz?

Dünya dışarıdan üzerimize çöktüğünde, sığınacak tek kale yine kendi içimizdir. Eğer kendi içimizdeki o sessiz bahçeyi ihmal edersek, fırtına koptuğunda sığınacak bir gölgemiz kalmaz. Her gün sadece birkaç dakika kendi nefesine odaklanmak; ruhunun tozunu almak, pencereleri açıp içeri taze bir nefes girmesini sağlamaktır. Bu bir kaçış değil, aksine hayatın içine daha güçlü dönebilmek için bir tazelenmedir.

“Uzak diyarları keşfetmek için yollara düşmene gerek yok; en gerçek ve en aydınlık yolculuk, zihninin karmaşasından kalbinin huzuruna doğru attığın o kısa ama derin adımdır.”

Kendine Geç Kalma

Hayat, biriktirdiğimiz eşyalardan veya bitirdiğimiz işlerden ibaret değil; o işleri yaparken ruhumuzun ne hissettiğidir. Bugün kendine bir nezaket borcun olsun. En sevdiğin dostunu nasıl özenle ağırlıyorsan, kendi ruhunu da öyle ağırla. Bir köşeye çekil, dışarının sesini bir süreliğine kıs ve kendine sessizce “Nasılsın?” diye sor. Cevabı zihninle değil, kalbinle dinle.

Sen gerçekten “kendine geldiğinde”, dışarıdaki dünyanın o kadar da korkutucu olmadığını, her şeyin senin bakışındaki o dinginlikle şifalandığını göreceksin.

Küçük Bir Huzur Pratiği:

Şimdi bu yazıyı okumayı bitirdiğinde, telefonunu yavaşça kenara bırak. Sadece bir dakikalığına gözlerini kapat ve sanki bedeninin içindeki o gizli odaya ilk kez giriyormuşsun gibi sessizliği hisset. Kendine hoş geldin.

Yorumlar (0)

Yorum için giriş yap.

Büyütülmüş Resim
✓ Link kopyalandı!