GÜMÜŞ KANATLI YARGIÇ

GÖKYÜZÜNÜN RENGİ, hiç görmediğin bir tonda; hem gece kadar lacivert hem de şafak kadar turuncuydu.


Şehrin meydanında devasa, metalik tüyleri güneşten daha parlak olan bir Tavus Kuşu duruyordu.


Ama bu kuş,bahçelerde gördüklerimize benzemiyordu; gözleri sanki geçmişi ve geleceği aynı anda görüyordu.


Etrafta büyük bir telaş vardı.

İnsanlar sağa sola koşuşturuyor, fısıldaşıyorlardı.


Sen ise sadece durdun ve rüzgarın taşıdığı o tuhaf, yankılı sesleri dinledin. Radyolardan, eski hoparlörlerden ve hatta rüzgarın içinden fısıltılar geliyordu.


Bunlar "Haberler"di.

Haberler çok netti:

"Kim ki kanatların gölgesinden izinsiz geçer, sonu karanlık olur.

Ama kim ki gümüş tüylerin önünde diz çöküp sol eliyle toprağa dokunursa, ona yol açılacaktır."


Sen duraksamadın.


Etrafındaki insanlar panik içinde kuşun ihtişamına kapılıp ona dokunmaya çalışırken ya da korkudan kaçarken,sen sadece duyduklarını uyguladın.

Sakince ilerledin,diz çöktün ve parmak uçlarını soğuk toprağa değdirdin.


O an zaman durdu.


Tavus kuşu devasa kuyruğunu açtı; kuyruğundaki her bir "göz" sana bakıyordu ama hiçbirinde öfke yoktu.

Aksine, bir onaylama vardı. Diğerleri rüzgarla savrulurken, kuşun kanatları senin etrafında koruyucu bir kalkan gibi kapandı.


Sadece dinlediğin ve söylenenlere güvendiğin için, o korkunç fırtınanın ortasında yaşayan tek kişi sen kalmıştın.


Tavus kuşu eğildi,altın gagasını omzuna yaklaştırdı ve sadece senin duyabileceğin bir sesle fısıldadı:


"Bilgi, en parlak tüylerden

daha güçlüdür."