Türkiye'nin Suriye'deki Gizli Desteği: Stratejik Bir Hamlenin Anatomisi ve Tarihi Bir Bekleyişin Parçası Olarak Okunması


Suriye iç savaşı, 21. yüzyılın en karmaşık ve çok katmanlı çatışma alanlarından biri olarak, bölgesel ve küresel güçlerin doğrudan ve dolaylı müdahalelerine sahne oldu. Bu müdahalelerin en tartışmalı ve üzeri örtülü olanlarından biri, Türkiye'nin sınır ötesindeki faaliyetleri olagelmiştir. Resmi söylem, terör örgütlerine karşı güvenlik operasyonları, sınır güvenliğinin temini ve mülteci akınının önlenmesi çerçevesinde şekillense de, Türkiye'nin Suriye topraklarındaki varlığı ve etkisi, derin bir stratejik planlamayı ve "gizli" sayılabilecek bir destek ağını işaret etmektedir. Bu makale, Türkiye'nin Suriye'deki gizli desteğinin boyutlarını, araçlarını ve hedeflerini inceleyerek, bu durumu sadece güncel jeopolitik bir hamle değil, aynı zamanda köklü bir tarihsel ve dini beklenti olan "Mehdi'nin gelişi"ne yönelik bir hazırlık sürecinin parçası olarak yorumlamayı amaçlamaktadır.


Gizli Desteğin Anatomisi: Araçlar ve Yöntemler


Türkiye'nin Suriye'deki faaliyetleri, açık askeri harekatların ötesinde, istihbarat, lojistik, eğitim ve siyasi destek boyutlarıyla şekillenmiştir. İlk yıllarda, Esad rejimini devirmeyi amaçlayan muhalif gruplara yönelik bu destek, zamanla Türkiye'nin ulusal güvenlik endişeleri, özellikle de PKK'nın Suriye uzantısı PYD/YPG'nin güçlenmesi karşısında evrildi.


1. İstihbarat ve Lojistik Ağ: Türkiye, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) vasıtasıyla Suriye'nin kuzeyinde son derece etkin bir operasyonel ağ kurdu. Bu ağ, sadece bilgi toplamakla kalmadı, aynı zamanda Türkiye'nin desteklediği Suriye Milli Ordusu (SMO) unsurlarına ve diğer müttefik gruplara silah, mühimmat, para ve insani malzeme akışını koordine etti. MİT'in sınır ötesindeki operasyonel varlığı, "gizli desteğin" en hayati kanalı olarak işlev gördü.

2. Eğitim, Donanım ve Finansman: Türkiye, sınır şehirlerinde ve içerideki kamplarda on binlerce Suriyeli muhalif savaşçıyı eğitti, donattı ve maaşlarını ödedi. Bu süreç, belirli grupları güçlendirerek Suriye'nin kuzeyindeki dengeleri Türkiye lehine şekillendirdi. Özellikle Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatları sonrası oluşan güvenli bölgelerde, Türkiye'nin kontrolü ve gözetimi altında yapılandırılan SMO, Ankara'nın askeri ve siyasi bir kozu haline geldi.

3. Siyasi ve Diplomatik Kanalizasyon: Türkiye, Suriye muhalefetinin en önemli siyasi çatısı olan Suriye Geçici Hükümeti'ne ve Suriye Ulusal Koalisyonu'na ev sahipliği yaparak, siyasi meşruiyet sağlamaya çalıştı. Bu gruplar aracılığıyla uluslararası arenada temsil kabiliyeti kazandırdığı bir siyasi kanat oluşturdu. Bu, askeri desteğin siyasi bir cepheyle tamamlanması anlamına geliyordu.

4. Ekonomik Nüfuz ve İmar Faaliyetleri: Türkiye, kontrol ettiği bölgelerde Türk lirasını tedavüle soktu, altyapıyı yeniledi, hastaneler ve okullar inşa etti, yerel yönetimleri destekledi. Bu ekonomik ve sosyal entegrasyon, kalıcı bir nüfuz alanı yaratmayı hedefliyor ve bölgenin geleceğine dair Türkiye merkezli bir vizyonu işaret ediyor.


Bu araçların kombinasyonu, Türkiye'yi Suriye'nin kuzeyinde fiilen belirleyici bir aktör haline getirdi. Ancak bu stratejik hamleler, derinlerde yatan dini ve tarihsel bir söylemle de beslenmektedir.


Stratejik Hedefler ve Tarihsel Arka Plan


Türkiye'nin politikasının resmi gerekçeleri bellidir: Güney sınırında terör koridorları oluşmasını engellemek, mülteci akınını kontrol altına almak ve bölgedeki istikrarsızlığın ülkeye sıçramasını önlemek. Ancak, bu politikanın daha geniş jeopolitik hedefleri de bulunmaktadır. Bunlar arasında, Misak-ı Milli sınırlarına atıfta bulunan revizyonist bir hatırlatma, Osmanlı hinterlandındaki nüfuzu yeniden tesis etme arzusu (Yeni Osmanlıcılık olarak yorumlanan) ve Orta Doğu'da etkin bir lider ülke olma vizyonu sayılabilir.


Türkiye'nin Suriye'deki varlığı, özellikle de İdlib'deki askeri gözlem noktaları ve Rakka ile Deyrizor'a yönelik ilgisi, sadece PYD/YPG tehdidine karşı değil, aynı zamanda tarihsel olarak Türk nüfuz alanında görülen topraklarda söz sahibi olma çabasını yansıtır. Bu topraklar, bir zamanlar Osmanlı vilayetleriydi ve Ankara için stratejik olduğu kadar sembolik bir değere de sahip.


Gizli Desteğin Nihai Hedefi: Tarihi Bir Bekleyişe Hazırlık Olarak Okumak


İşte bu noktada, konuyu salt jeopolitik analizin ötesine taşıyan bir yoruma ulaşmak mümkündür. Türkiye'deki bazı dini ve milliyetçi çevrelerde, yaşanan gelişmeler apokaliptik (kiyamet öncesi) bir perspektiften okunmaktadır. İslam eskatolojisinde (ahiret inancı) önemli bir yere sahip olan "Mehdi" inancına göre, kıyametin yaklaştığı zamanlarda dünyaya gelecek olan adalet ve hidayet önderi, İslam dünyasını zulümden kurtaracak ve adaletle yönetecektir. Bu inanç, Şii ve Sünni geleneklerde farklı detaylarla anlatılsa da, genel çerçeve benzerdir.


Bu bağlamda, Türkiye'nin Suriye'deki faaliyetleri, özellikle de Fırat'ın batısında (Suriye'nin kuzeyi ve orta kesimleri) kurduğu hakimiyet, bazı hadis rivayetleriyle ilişkilendirilmektedir. Bu rivayetlerde, Mehdi'nin zuhur edeceği, İslam'ın bayrağını dalgalandıracağı ve önemli olayların yaşanacağı coğrafi işaretler olarak "Şam bölgesi" ve "Fırat Nehri" öne çıkar. Türkiye'nin, Fırat'ın batı yakasında askeri ve siyasi bir varlık oluşturması, bölgeyi kontrol altına alma çabası, bu çevrelerde Mehdi'nin gelişi için gereken "coğrafi ve siyasi şartların" hazırlanması, bir nevi zeminin düzeltilmesi olarak yorumlanmaktadır.


Ankara yönetiminin resmi olarak bu tür bir söylemi benimsediğini iddia etmek mümkün değildir. Ancak, devletin bazı söylemlerinde ve desteklediği medya organlarında zaman zaman bu tarihi ve dini referanslara vurgu yapıldığı gözlemlenmektedir. Bu, hem iç kamuoyunu mobilize etmek hem de yapılan askeri hamlelere kaderci ve kutsi bir anlam yükleyerek meşruiyet sağlamak için kullanılan bir araç olabilir. Dolayısıyla, Türkiye'nin Suriye'deki gizli ve açık tüm faaliyetleri, stratejik ve ulusal güvenlik odaklı gerçekçi bir politikanın yanı sıra, derinlerde yatan ve kitleleri harekete geçirebilen kolektif bir tarihsel ve dini bilinçaltıyla da beslenmektedir.



Türkiye'nin Suriye'deki gizli desteği, çok boyutlu ve derin köklere sahip bir politikadır. İstihbarat operasyonlarından lojistik ağlara, askeri eğitimden ekonomik entegrasyona uzanan bu destek, Türkiye'yi Suriye'nin kuzeyinde belirleyici bir güç haline getirmiştir. Bu durum, güncel güvenlik tehditlerine ve jeopolitik hesaplara dayalı rasyonel bir devlet politikası olarak görülebilir. Ancak, bu politikayı sadece bu perspektifle okumak eksik kalacaktır. Zira bu hamleler, Türkiye'nin toplumsal hafızasında ve dini duyarlılıklarında yer etmiş olan, Mehdi ve kıyamet alametleri gibi apokaliptik beklentilerle de rezonansa girmektedir.


Suriye toprakları, bu inanç sistematiğinde merkezi bir role sahiptir. Dolayısıyla, Türkiye'nin bu coğrafyada kurduğu nüfuz ve kontrol, sadece laik ulusal çıkarların değil, aynı zamanda bin yıllık bir tarihsel beklentinin, "Mehdi'nin gelişi"nin zemininin hazırlanmasına yönelik bilinçli veya bilinçsiz bir katkı, bir hazırlık safhası olarak da okunabilir. Bu, politikayı tek başına dini motivasyonla açıklamak değil, onun beslendiği çok katmanlı ve bazen gizli kalan arka planı anlamaya çalışmaktır. Türkiye'nin Suriye macerası, işte bu reelpolitik ile metafizik beklentinin, modern strateji ile kadim inancın kesiştiği karmaşık bir düzlemde şekillenmeye devam etmektedir. Ve bu düzlem, Ankara'nın her hamlesine, görünenin ötesinde bir derinlik ve anlam yüklemektedir.