Bir an için gözlerinizi kapatın ve düşünün: Evrenin sonsuz karanlığında, yalnız olmadığımızı kanıtlayacak ne gibi sırlar saklanıyor? Peki ya bu sırlardan biri, gözlerimizin önünde duruyor da “görmememiz” için üzerine titizlikle bir örtü çekilmişse? İşte tam da böyle bir sır, Ocak 1995’te tüm dünyayı sessiz sedasız sarsmayı başardı. Resmi kayıtlarda yok, bilimsel makalelerde adı geçmiyor. Ama kulaktan kulağa fısıldanan, internetin karanlık dehlizlerinde yaşamaya devam eden bir iddia: Hubble Uzay Teleskobu’nun, Evren’in derinliklerinde “Tanrı Kenti”ni görüntülediği iddiası.


Söylentiye göre her şey, saygın bir Alman astronomi dergisinin sayfalarında patlak verdi. Makale, o kadar çarpıcı ve devrimciydi ki, dünya medyasının sansasyon avcıları tarafından anında yakalandı. Hubble’ın bulanık ve titrek görüntülerinden birinde, sadece bir yıldız kümesi ya da nebula değil, düzenli, ışıltılı, mimari bir yapı kompleksi seçiliyordu. Şehir ışıklarına benzeyen bu desenler, kozmik bir metropolün, bir “Tanrı Kenti”nin (City of God) izleri gibiydi. Haber, resmi kanallardan hızla temizlendi. Peki neden? Çünkü bu keşif, insanlığın evrendeki yerine, dinlere ve bilimsel dogmalara dair her şeyi kökünden sarsabilecek nitelikteydi. Büyük Susturma, hemen devreye girdi. Görüntüler “ışık hilesi”, “veri artefaktı” ya da “hayal gücünün ürünü” olarak küçümsendi. Peki ya gerçek buysa? Ya Hubble, insanlığın hazır olmadığı bir hakikatin lensine bakmışsa?


Komplo teorisyenleri, ısrar ediyor: Bugün internette dolaşan, Kuğu (Swan) Nebulası’nın işlenmiş halleri olarak gösterilen o ışıltılı şehir silüetleri, aslında gerçek verinin sızdırılmış, üstü kapalı kabulüdür. NASA’nın “böyle bir bulgu yok” açıklaması, tipik bir kamuoyu manipülasyonudur. Derin uzay keşif programları ve dini otoriteler, insanlığın bu gerçekle yüzleşmesinin kaos yaratacağından korkmuş olabilir mi? Cevap, belki de evrenin en karanlık noktasında parlıyor.


Peki Ya Gerçek?


Şimdi, derin bir nefes alın ve gerçeklerle yüzleşme vakti. Çünkü bu hikayenin doğrusu, komploların büyüleyici perdesini yırtıp atıyor. “Tanrı Kenti” iddiası, gerçek bir astronomik keşif değil, tam teşekküllü bir modern şehir efsanesidir.


İşin kökeni, 1994 yılına, “Weekly World News” adlı Amerikan tabloidine dayanır. Bu gazete, “Batı Çocuğu” ve “Bigfoot ile Elvis’in uzaylılarla buluşması” gibi haberlere yer vermesiyle ünlü, tamamen hiciv ve satış odaklı bir yayındır. “Tanrı Kenti” de onun uydurduğu sansasyonel bir başlıktan ibarettir. Saygın hiçbir Alman astronomi dergisi böyle bir makale yayınlamamış, Hubble veri arşivlerinde böyle bir görüntü bulunmamıştır.


İnternette “Kanıt” diye dolaşıma sokulan o ünlü ışıltılı şehir fotoğrafı ise, NASA’nın 1995’te çektiği gerçek bir Kuğu Nebulası (M17) görüntüsünün üzerine, dijital olarak ışık noktaları ve efektler eklenerek üretilmiş bir dijital sanat eseridir. Yani bir manipülasyondur. NASA’nın bunu yalanlaması bir örtbas değil, mesleki bir sorumluluktur.


Özetle: Evet, uzayın derinliklerinde akıllara durgunluk veren, şehirleri andıran yapılar (örneğin devasa gaz sütunları) vardır ve Hubble onları görüntülemiştir. Ancak “Tanrı Kenti”, bu doğal harikaların üzerine giydirilmiş, insanlığın yalnızlık korkusu ve inanç arayışından beslenen bir kültürel fantazidir. Gerçek, çoğu zaman komplodan daha şaşırtıcıdır; ama bu seferki gerçek, bize dünyevi medya oyunlarının, evrensel sırlardan çok daha karmaşık olabileceğini gösteriyor.