🌟 Bilgi Paylaştıkça Çoğalır! En güncel içerikler için bizi takip edin. 📚 Yeni yazılarımızı kaçırmayın! ✨ Her gün yeni içerikler ekleniyor. 🌟 Bilgi Paylaştıkça Çoğalır! En güncel içerikler için bizi takip edin. 📚 Yeni yazılarımızı kaçırmayın! ✨ Her gün yeni içerikler ekleniyor.

Aramak istediğiniz içeriği yazın

Bana yaz Bay Bilge
Ayşe Nur

Ayşe Nur

Doğrulanmış Yazar
10Yazı
103Okunma
0Yorum

İhyâü Ulûmi’d-Dîn’de Ölüm Konusu

İhyâü Ulûmi’d-Dîn’de Ölüm Konusu

 Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de ölümü tatmakla ilgili ifadeler geçmektedir. Bu konuda çok sayıda hadis mevcuttur. İmam Gazâlî de ölüm konusunu, her birimizin kendinden bir parça bulabileceği tespitleri, benzetmeleri ve uyarıları ile çok çarpıcı ve olabildiğince detaylı bir şekilde işlemiştir. Kişiler için “küçük kıyamet” olarak da adlandırılan ölüm; içerdiği bilinmezlikten ve sevdiklerimizden ayrılacağımızdan ötürü çok korkutucu olmakla birlikte; Allah sevgisi yüksek olanlar için bir kavuşma anlamı taşıdığı için dünya sıkıntılarının ve Allah’a olan hasretin son bulması demektir. Ölüm öylesine anlaşılmaz ve ilginçtir ki; kalbi Allah’tan gafil bir kimsenin tüm sevdikleri ahirete göçmüş olsa ve dünyanın tüm nimetlerine doymuş olsa dahi yine de öleceğini aklına getirmeyi de ölmeyi de asla istemez.

 

Peygamber Efendimiz, annelerimiz ve sahabe ölümü sürekli hatırda tutmak konusunda çok ısrarcı ve titiz davranmışlardır. Ölümü hatırlamak sıkıntılı anlarda kalbi ferahlatırken, mutlu anlarda dünya lezzetlerini tatsızlaştırır bu nedenle çok faziletlidir. Gazâlî; İhyâü Ulûmi’d-Dîn ve Kimyâ-yı Saadet adlı eserlerinde son faslı hep bu konuya ayırmıştır. Son ve başlangıç arasındaki ilişki ve devamlılığı düşündüğümüzde Gazâlî’nin neden ölüm konusunu eserlerinde sona koyduğunu anlayabiliriz. Ölüm bir sondur, en son bahsedilir ama sonu olmayan ahiret hayatımız için aslında en önemli ilk konudur ve en başta hatırlamamız, aklımızdan hiç çıkarmamamız gereken bir husustur.

Gazâlî’ye göre insanların ölüme yaklaşımları üç kademedir:

Dünya ile meşgul olup kaygısı dünya olanlar ölüm hakkında düşünmekten, ölümden bahsedilmesinden hoşlanmazlar.

Derdi dünya olmayan ve ahirete de yeterli hazırlığı bulunmayanlar ölümü hatırlarlar ancak tövbelerine tam güvenemedikleri için ölüme hazır değillerdir

Bir diğer grup ise ahiret hazırlıklarını tamamladığını düşünen ve bir an önce Allah’a kavuşmayı isteyen ariflerdir. 

Bu üç grup insandan ilk grup hariç diğerleri mazur görülebilir. Ölümü çokça zikretmek efendimiz hazretlerinin tavsiyesidir. Derdi dünya olanlar ölümü zikrettiklerinde Allah’tan daha da uzaklaşırlar. Dünya onlar için en büyük lezzettir ve ölümün hatırlanmasıyla bu tat bozulur. Bu yüzden ölüm konusundan hiç hoşlanmazlar. Tövbesine tam güvenemeyenler ve arifler; içlerinde Allah sevgisi ve kavuşma arzusu olduğu için mazur görülebilirler.

 

Ancak en güzel olanı; işlerini tamamen Allah’a havale edip ne ölümü ne yaşamayı yani birini diğerine tercih etmeyen ve durumuna tamamen razı olanlardır.

 

Gazâlî ölüm fikrinin insanlara tesir etmemesinin sebebini kalbin gereksiz, boş düşünceler ve isteklerle fazlaca meşgul olması olarak görüyor. Bunun çözümü için öncelikle uzun vadeli hedefleri kaldırıp kısa emelli olmayı ve hiç olmazsa günde bir saat sessiz bir yere çekilip bu meşguliyetten arınmayı ve ölüm hakkında tefekkür etmeyi öneriyor.

 

Büyüklerin ölüm rabıtası adını verdiği bu uygulamada kişi kendini ölmüş olarak kabul eder ve sonraki süreci detaylı olarak tek tek düşünür. Başında ağlaşan insanları, gasilhaneye götürülüp orada kefenlenmesini, cenaze namazını, kabre koyulmasını, üzerinin toprakla örtülmesini zihninde canlandırır. İmam Gazâlî Hazretleri ölüm rabıtasını kabir sonrası detaylarıyla yani bedenin ne hale geleceğini de düşündürüyor ve mezarlıklara sık sık gitmenin, hastaları ziyaret etmenin çok faydalı olduğunu söylüyor.

 

Ölümü hatırlamakla ilgili “Her canlı ölümü tadacaktır…” [1] ayeti, çok sayıda hadis ve Allah dostlarının tavsiyeleri varken bu fikrin kalbe inmemesini insanın uzun süre yaşayacağını düşündüğü için planlarını uzun vadeli yapıyor olmasına, dünya nimetlerini sevmesine dayandırıyor. Kalbin dünya ve içindekilere olan bağlılığından kurtulmasının tek çözümünün ise ölüme, ahirete ve oradaki hesaba iman etmek ve kalpteki basit sevgilerin silinmesi için gerçek sevgiye yönelmek olduğunu söylüyor. Uzun emelli olup olmadığımızı sakladığımız ve tedbirini aldığımız şeylerden anlayabiliriz. Yılda bir kez ihtiyaç duyduğumuz şeyleri dahi özenle saklıyor olmak bunun göstergelerinden biridir. Öte yandan uzun yaşayacağına güvenmeyen kimse çok yoğun bir şekilde sâlih amel yapmaya yönelir. Bu yaklaşımlara bakılarak daha çok dünyaya mı yoksa ahirete mi hazırlık yapıldığını anlamak mümkündür. Sâlih ameller ahiret amelleri olduğu için onlarda aceleci davranmak tavsiye edilir.

 Boş ve fani işler için harcanan zaman hiçbir bereketi olmayan yitik bir zamandır.

“Allah (inkarcılara) "Yeryüzünde kaç sene kaldınız?" diye sorar. Onlar, "Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor" derler.”  [2] Burada Allah’a yönelik harcanan zaman ise gerçek ve bereketli olandır. Zaman da bir mahluk olduğuna göre Allah rızası gözetilerek kendisine davranılan her mahluk gibi ahirette lehimize şâhitlik yapacaktır.

  

Gazâlî ölüm anında çekilen sıkıntıya, hissedilen acıya ve o anın korkunçluğuna Efendimizin hadislerinden aktararak yer vermiştir.  Tarifi mümkün olmayan bu sıkıntı ve acı için yapılan benzetmeler bize bir nebze de olsa bir fikir vermektedir. Dikenli bir sopanın bir pamuk çuvalından çıkarılması gibi detaylı anlatımlar “Zevkleri bıçak gibi keseni -ölümü- çok hatırlayın!” [3] Hadis-i Şerifini daha iyi anlamamıza yardımcı olmaktadır. Ölüm meleğinin görüntüsü, sonrasında kabre konulduğunda yaşanacaklar, Münker-Nekir sorgusu ve kabir azabı hakkında yazdıklarını okuduktan sonra dünya lezzetlerinin kaçmaması neredeyse imkânsız gibidir.

 

Ölüm anında kelime-i şehadet ile ölmek tüm müminlerin isteğidir. Çünkü hiçbirimiz o an nasıl öleceğimizden emin olamayız. Ahiretteki durumumuz için ölüm anındaki halimiz, imanlı ölüp ölmediğimiz çok önemlidir. Bundan dolayıdır ki Allah dostları iman selametine, son nefeste imanla gidebilmeye dualarında sıkça yer vermişlerdir, bunu aynı zamanda bizler için örnek olması bakımından da yapmışlardır.

 

Dünya bir yönüyle gurbet yeri, sıkıntı, bela, dert ve tasa yurdu iken diğer yönüyle de Allah’ı tanımaya çalışmamız, O’ndan razı olmaya ve bizden razı olmasına gayret etmemiz ve bunun için yalvarıp yakarmamızın yeridir. Dualar için fırsat meydanıdır. Kıymetimizin en önemli göstergesi olan dua edebilmemiz ve Allah Teala’nın duamıza icabet edeceğini vadetmiş olması, Hz. Muhammed’in (s.a.v) “ayakkabı bağınızı bile Allah’tan isteyiniz” [4] manasındaki tavsiyeleri duanın en önemli irtibat aracı olduğunu işaret etmektedir. Bu nedenle kaderimizi yaşama şeklimizi belirlerken; doğru yol üzere kalabilmek için duayı ve tövbeyi yanımızdan eksik etmememiz gerekir. Efendimizin gözünü açıp kapadığı o aradaki bir anlık zaman diliminde dahi ölümü düşünmekten gafil kalmadığını göz önünde bulundurursak kendi halimizdeki idraksizlik ve duyarsızlığın ne derece vahim boyutlara geldiğini fark edebiliriz. Yıllara yayılan büyük ve iddialı hedefler, bu hedeflere gitmeyi sağlayacak daha küçük ve detaylı alt planlar, iç içe geçmiş düğüm olmuş hayali ilişkiler yumağı ve tüm dikkatimizi bunlara veriyor oluşumuz; önümüzde bizlere çok çetin bir muharebe alanı oluşturuyor. Dolayısıyla dualarımızda da odak noktalarımızdan birisi bu konu olmalıdır. Allah yardımcımız olsun ve büyüklerin yaptığını yapamasak da onlara duyduğumuz sevgi hürmetine bizleri bu savaşta galip eylesin. Âmin

 

 

[1] Âl-i İmrân 3/185

[2] Mü’minûn 23/112-113

[3] Riyâzu’s Sâlihîn, 580

[4] Enes, 1784

Yorumlar (0)

Yorum için giriş yap.

Büyütülmüş Resim
✓ Link kopyalandı!